Telegram’dan gönderdiğim mesajı iki gün sonra gördü.
Cevap vermedi.
Taş olsa dile gelir, cevap verir, diyordum.
Aradan günler geçmişti. Hâlâ onun için çabalıyordum.
Biz olmayacağız tekrar. Beni unut.
Bunu bile söylemiyordu.
Beni kocaman bir sessizliğin ve belirsizliğin içinde bıraktı. Gerçekten anlamıyordum.
Birlikte olağanüstü bir karşılaşma yaşamıştık.
Ona karşı hiçbir kaba davranışım olmamıştı.
Kelimelerimiz birbirimizde anlam buluyor, çiçek açıyordu.
Bir kelime bile etmemek, bana bu acıyı yaşatmak nedendi?
En son telefonda konuştuğumuzda, ona çok büyük bir kötülük yapmışım gibi çok sert konuşmuştu.
Yine de ben ona kızamıyordum.
Ben de insandım. Benim de bir kalbim vardı.
Bir kez oturup konuşmak nasıl bu kadar zor olabilirdi?
O kadar etkilenmiştik ki birbirimizden. Bunu harcamak nasıl bu kadar basitti?
İlk kez birinin peşinden kendimi yok ederek koşuyordum.
Bu insan bu çabayı hak ediyor. Bu yaşadığımız özel bağ bunu hak ediyor, diyordum.
Numaramı her yerden engellese de, Telegram’daki mesajımı gördükten sonra oradan engellemedi.
Bir an buna sevinmiştim.
Birkaç gün sonra ona karşı ilk kez öfkeli hissettim kendimi.
Keşke hiç tanışmasaydık. Canım o kadar acıyor ki. Yanıp kül oldum. Bense dans ediyorum küllerimle.
Daha önce yaşadıklarının acısı, bedeli benim üzerimde. Ruhum acıyor. Keşke ama keşke hiç tanışmasaydık.
Belki de en hoşgörülü davranman gereken insana inanılmaz sert davranıyorsun.
Umarım bir gün ne kaybettiğinin farkına varıp geri döndüğünde, ben de sana kapımı açarım tekrar.
Çünkü bu hikâye böyle bitmeyecek biliyorum.
Sonunda da ona küfürler ettiğim bir yazıydı bu. İçimdekilerden arınmak istiyordum.
O kadar canım acıyordu ki. Kurtulmak istiyordum ondan.
Yeter bitsin artık. O beni istemiyor. Gelmiyor. Lütfen kurtulayım artık. Bittim.
Bir şey kalmadı ki bendeb. Ne yapmam gerekiyor? Ne olur biri yardım etsin. Kurtulayım ondan.
İnternette araştırmaya başladım. Bir insanı unutmak için ne yapılır?
Bağ kesme meditasyonlarını denedim.
İkiniz de birbirinizi düşünüyorsanız unutmak mümkün değildir, tarzında yazılar okudum.
Ya onu hiçbir zaman unutamazsam diye çok korkuyordum.
Hiç olmadığım kadar çaresiz hissediyordum kendimi.
Fakat kesin kararlıydım. Unutmak için her ne gerekiyorsa yapacaktım.
Elime bir kalem alıp öfkemi kâğıda yazdım ağlayarak.
Ona, onun kalbinde yara açan herkese küfürler ettiğimi hatırlıyorum.
Bunun dışında, yazdıktan sonra okumadığım için ne yazdığımı bilmiyorum.
Gecenin karanlığında, pencere kenarında kâğıdı yaktım.
Ateş gözüme çok tanıdıktı.
Kâğıdın yanışını izlemek iyi geliyordu.
Ne gözyaşı kalmıştı bende.
Ne ben kalmıştım.
Ben de unutmak istiyordum.
Ben de nefes almak istiyordum artık.
Lütfen, diyordum. Yeter. Ben de gitmek istiyorum bu karşılaşmadan.
Ben de gitmek istiyorum bu acıdan.
Fakat bu öfke, beni yakan ateşten kızgın değildi.
Bu öfke, onun varlığına olan sevgimden büyük değildi.
Belki de ona duyduğum bu öfke, zihnimin son çırpınışıydı.
Çünkü ben ne yaparsam yapayım o benim kalbimdeydi.
Ruhumdaydı.
Ben ne yapıp ne edip bu sevgiyle yaşamayı öğrenecektim.
Fal bakan arkadaşım aradı. Nasıl olduğumu sordu.
Gel tekrar fal bakalım, dedi. Ağlıyordum.
Dünya üzerinde bana, yaşadıklarıma fiziksel bir gerçeklik katan tek kişi arkadaşımdı.
Sanki evren bana bir köprü olarak onu gönderiyordu.
Arkadaşıma gittiğimde fal bakmaya başladı, Mumun başında oturmuş. Yazılar yazıyor.
Bir kaplumbağa gibi tamamen içine dönmüş. Dudakları incecik olmuş.
Yani bu kendini herkese kapatmış demek oluyor.
O ben olmayayım, dedim.
Çünkü anlattıkları beni resmediyordu.
Hayır o. Ve siz gerçekten görüşüyorsunuz ya. Bu falda da çıktı.
Fakat yine söylüyorum. Yakın bir zamanda değil. Tapınak gibi bir yer var. Oraya gidiyorsunuz birlikte.
Enerjileriniz birleşmiş. Hiçbir şey kaybolmamış.
Bir de senin mezarlığa gitmek mi geçiyor aklından? dedi.
Şaşırdım.
Çünkü içimden bir ses bana mezarlığa gitmemi söylüyordu.
Bir mezarlıkla karşılaşsam mutlaka ziyaret ederdim. Ancak ilk kez mezarlığa gitmek bir ihtiyaç gibi hissettirmişti.
Evet, dedim.
Mezarlığa git. Sana iyi gelecek. Aranızdaki her neyse, başka biriyle yaşayabilmeniz mümkün değil.
Ama onun önceden yaşadığı üzüntüleri kafasında aşması gerekiyor.
Ağlıyordum. Fal bakmamaya yemin eden arkadaşım, benim için fal bakmaya başlamıştı.
Üstelik benim hissettiğim her şeyi doğruluyordu.
Ben, kabul etmeliydim.
Onun yaraları vardı.
Onun kendi bir yolu vardı.
Ben bu dünyada bir karşılığı olmasa bile onu sevmeye teslim olmalıydım.
Artık gücüm de kalmamıştı bu sevgiye direnmek için.
Onun bana geri dönmemesinin benimle bir ilgisi yoktu.
Benim yapacağım hiçbir şey de bunu değiştirmeyecekti.
Her gün yaşadığım bu uçsuz bucaksız sevgi kalbime şeffaflık getirmeye başlamıştı.
Başkaları hakkında konuşmayı bıraktım.
Pembe yalanlar da dahil olmak üzere yalan söylemeyi bıraktım.
Sinirlenmemeye gayret ediyordum.
Argo konuşmayı bıraktım.
Onun ilk fırsatta kaçışına sebep olan kıskançlık duygumu iyileştirmeye karar verdim.
Kendime şefkat gösteriyordum.
Alkol kullanmayı bıraktım.
Hayatım boyunca alkol kullanmayı çok sevmiştim.
Alkolün verdiği enerjiyi, rahatlığı seviyordum.
Sarhoş olduğum anlarda yaşadığımı hissediyordum.
Şimdi, kalbimi bu kadar açık hissederken alkol kullanmamalıydım.
Her şeye yeterince duyarlıydım. Canım çok acıyordu.
Alkol her şeyi daha da kötüleştirebilir, diyordum.
İçimde yangınlar yanıp yanıp sönse de etrafımdaki insanlara gülümsüyordum.
Kimseyi kırmamaya özen gösteriyordum.
Daha iyi bir insan olmalıyım, diyordum.
İçimden geçen cümle hep buydu.
Bu sevgi ve acı öyle sınırsızdı ki içimde, kalbimin sesi duyuluyordu.
Biri bir şey istediğinde, ya da herhangi olumsuz bir durum olduğunda Tamam, hallederiz, diyordum.
Kalbim o kadar yanıyordu ki geri kalan her şey halledilebilir gibi geliyordu.
Ben bu yangınla yaşamayı öğreniyordum.
Ve bir gün bir video çıktı karşıma.
İkiz Aleviniz Olduğunu Gösteren 10 İşaret, adında bir kısa video.
İzlediğimde kaşlarımı çatıp duvara baktım.
Nasıl yani? dedim. Öncelikle ilk kez duyduğum bir terimdi.
Ancak videoda anlatılan her şey, acımın bir parçasıydı.
Hemen araştırmaya başladım. İkiz Alev Nedir? Twin Flame Nedir?
Bir tarafta ikiz alev bağını bir aşk masalı gibi hissettiren içerikler vardı.
Ayrılık sonrası kavuşmanın da bu sürecin bir aşaması olduğunu okuyordum.
İkiz Alevinizi Bulmak İçin Yapmanız Gerekenler adında içerikler gördüğümde çok şaşırmıştım.
Ben her gün ateşler içinde yanıyordum.
Bu belki de ruhumun dayanmasıyla mümkün olabilecek bir durumdu.
Bunun aranıp bulunmak istenecek bir şey olacağına inanamadım. Ya da aranıp bulunacağına.
Çünkü bu yangın bir ruh işiydi.
Bir yandan da ikiz alev sürecinin bir ruh antlaşması olduğunu anlatan içerikler vardı.
İkiz alev sürecinin nihai tek bir amacı vardır. Bu amaç sizi olduğunuz en iyi hâlinize ulaştırmaktır.
Kavuşmak nihai amaç değildir. Ayrılık sonrası kavuşma olabilir. Ama bu sürecin bir parçası olmak zorunda değildir.
Ağlayarak okuyordum. Kavuşmama ihtimaline inanmak istemiyordum.
Ama bir yanım da bunun doğru olabileceğini söylüyordu. Ben de onunla kavuşacağımızı hissediyordum.
Kesinlikle kalbimden geçen tek şey buydu. Ama evet. Kavuşamayabilirdik.
Bu bağ, sadece romantik ilişkiyi değil, her iki tarafın da ruhsal olgunlaşmasını amaçlıyor.
Eğer ki ayrılık süreci, iki tarafın da ruhunun olgunlaşması için gerekli bir süreçse, onun kendi payına düşeni yapacağını kim bilebilirdi?
Ruhu, kendisi, olgunlaşmak için hazır mıydı?Ben hazır mıydım?
Ya da bunun zamanını kim bilebilirdi?
O zamana kadar umutla bekleyerek yaşayabilecek miydim?
Derinlemesine araştırmalar yapıyordum.
Bu bir takıntıysa seni acılar içinde bırakır. Bu bir aşk acıysa seni üzer.
Fakat bu gerçek bir ikiz alev bağıysa, sizi daha iyi bir versiyonunuzun yolcuğuna çıkarır.
Okuduklarım arasında bana en doğru gelen cümle buydu.
Kendime odaklanmak, o noktada imkansız gibi gelse de, bu acıdan başka türlü bir çıkış olmadığını görebiliyordum.
Her şeyi denemiştim. Unutamıyordum.
Artık neden cayır cayır yandığımı biliyordum.
Ben, bir ikiz alev yolculuğundaydım.
Aslında bunun bir insan hikâyesi olması en önemlisiydi.
Onun ruhunu, özünü sevmek.
Karşılık olmadan sevmek.
İlk kez birinin senin için olduğunu hissetmek.
Anıların her saniyesini hatırlamak.
Bir dokunuşunda yangın olmak.
Kalbinin sevebilme kapasitesini görmek.
Bu hayatta, gözlerin gördüğünden çok daha fazlası olduğunu öğrenmek.
Acının seni ehlileştirmesi.
İnsan bir aşk yaşadığında, onu en anlamlı yere koymak ister.
Onu çok sevdiğinde yanında olmasını ister.
Ama benim okuduklarım, kendi yaşadıklarım ve hissettiklerim, bana her şeyin öncelikle benimle ilgili olduğunu fısıldıyordu.
Karşınızdakinde ne bulduysanız, ne aradıysanız, öncelikle onu kendi içinde yaşamanız gerekmektedir.
İkiz alev sürecinde ilerleyebilmenin tek yolu budur.
Yanmanın nasıl bir şey olduğunu konuşmak gerekiyordu önce.
İnsanın canı çok acıdığında, gücünün, kontrolünün sınırlı olduğunu gördüğünde geçmişi silinir. Değişmek zorunda kalırsın.
Değişmek için de yanmak gerekir.
Herkesin anlatacak bir hikâyesi var.
Herkesin dinlemek istediği umutlar var.
Aşkın küçümsenecek hiçbir yanı yok.
İkiz alev sürecinin nihai amacı kendine kavuşmaktır. Bu bağ, fiziksel dünyada bir karşılığı olması bile enerjisel olarak devam edebilir.
İkiz alev yolculuğu, bir diğer yarıyı bulma hikâyesinden çok, kendi bütünlüğünüzü inşa etme yolculuğudur.
Bu süreç içinizdeki en derin, çözülmemiş konuları yüzeye çıkarır. Çünkü ancak onları iyileştirdiğinizde gerçek bir bütünlüğe ulaşabilirsiniz.
Bu cümleleri okuduğumda mahvoluyordum.
Fakat onunla yaşadığım o tarifsiz hisler ve arzular…
Bir insanla bütünleşmek.
Bir insanla ‘bir’ olduğunu görmek.
Bu dünyada bunu sadece bir kişiyle yaşayabileceğini hissetmek.
Bu noktada bu dünyada seni başka ne tatmin eder ki?
Ne yapabilirsin?
Hiçbir şey acımı değiştirmiyordu.
Hiçbir şey sevgimi azaltmıyordu.
Ve ben, bu eşsiz karşılaşmanın kalan tek parçasıydım.
Ben de bu karşılaşmanın bir kahramanıydım.
Bu yüzden sonsuz bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyordum.
Kendime doğru.