Kalbin Savaşı – İkiz Alev · Tutkuyla Yeniden Doğuş

Aklımın bir yerinde hâlâ acabalar vardı.

Ya o gelmeye cesaret edemiyorsa, bir adım daha atmak ne kaybettirir ki? diyordum.

Gurur yoktu zaten artık.

Ona gönderdiğim sayısız mesajın hiçbirine cevap vermemişti.

Yanıyorum, ölüyorum demesem de, en çıplak hâlimi onun gözlerinin önüne sermiştim kelimelerimle.

O ise üstümden ezip geçmedi bile.

Yazdıklarımı, çabalarımı izledi ve sustu.

Hayatımda ilk kez kalbimin savaşına şahit oluyordum.

Kalbimle, ruhumla ilk kez vardım.

Tek istediğim şey de oydu.

Eşzamanlılıklar, rüyalar, fiziksel sancılarım…

Barışacağımıza olan inancımı yaşatıyordu.

Bir adım daha atsam?

Bir kez daha kendimi onun vicdanına bıraksam, ne kaybederdim ki?

Onu anlıyordum.

Aslında korktuğu için kaçtığını hissediyordum.

Bu yüzden de kalbimin en şefkatli yerindeydi.

Yaşadıklarımız çok özeldi.

Acaba kabuğundan çıkarabilir miyim onu? diyordum.

Bir mesaj daha atsam.

Bir kez daha yenilsem kendime.

Bir kez daha umutlarımı yıksa ne olurdu ki?

İç sesim bana kontrolü bırakmamı söylemişti.

Ama…

Onunla karşılaştıktan, belki de sarıldıktan hemen sonra, aramızdaki bağ her neyse aktifleşmişti.

Artık konuşmuyor olmamız da bu bağın gücünü sarsamıyordu.

Bu yüzden de en yakın zamanda tekrar görüşeceğimize inanıyordum.

Önemsiz bir karşılaşma olsaydı unuturdum değil mi?

Eğer her şey bu kadar yoğunsa, en yakın zamanda ona kavuşacaktım.

Tüm verdiğim sözleri bozdum.

Aradım.

Numaramı yine engellemişti.

En son aradığımda telefon çalıyordu.

Engelle-kaldır dışında ondan hiçbir hareket, ses göremediğim için artık ben de pes etmiştim.

Şimdi, belki on gün sonrasında aradığımda numaramı engellediğini gördüm.

O kadar zıttı ki her şey.

O kadar mantığımı zorluyordu ki.

Yani kalbimde orada duruyordu.

Ben her sabah ilk nefesimde onu hissediyordum.

Ama gerçekte o yoktu.

Üstelik yetmezmiş gibi, son karar olarak numaramı engellemeye karar vermişti.

Ona daha ilk zamanlardaki konuşmalarımızda,

Kendini koruma mekanizman benimkinden çok daha güçlü, demiştim.

Bu yüzden aslında onu yumuşatmak istiyordum.

Benden korkmana gerek yok, demek.

İşin doğrusu, aslında o kadar da dengeli bir insan değildim.

Korkularım, kaçışlarım vardı.

Zaten ondan kaçmayı denediğim için tüm bunlar başıma gelmişti.

Kaçmayı da başaramamıştım.

Onu geri istiyordum.

Kontrolü bırakmaya başlamış olsam da her yerde, her şeyde onu hissediyordum.

O yüzden bir kez daha ulaşma fikri aklımda dönüp duruyordu.

Bir daha mesaj göndermemeye kararlıydım.

Ama galiba sözümü tutamayacaktım.

Telegram’dan numaramı engellemediğini fark ettim.

Ayrıca iki günde bir aktif oluyordu.

Benim için Telegram’a giriyor olabilir miydi?

Her küçük ayrıntı bir mesaj gibi geliyordu gözüme.

Hiçbir mesaj göndermeden tam on dört gün kendimi tutabilmiştim.

Onun için o kadar çabalamamdan sonra, bu sessizlikte, benim ona Telegram’dan da ulaşmayı deneyeceğimi düşünmüş olabilir miydi?

En son bizim konuşmayı bitirdiğimiz tarihte Telegram’a girdiğini biliyordum.

Şimdi her ne olduysa sürekli aktif oluyordu.

Evet.

Kendimi ikna ettim.

Ona Telegram’dan bir mesaj gönderdim,

Selam, diğer iletişim kanalları hâlâ kısıtlıymış.

Bana da buradan yazmak mantıklı geldi.

Nasıl fikir?

Fena değil gibi.

Ev yapımı bira yaptık yeni stok denemeni istiyorum.

Sana da ayırmak istiyorum, ilgilenir misiniz?

Bir de kısıtlı olan iletişim kanallarını açma şansımız var mı?

Ya da burası da kısıtlanabilir, bu da bir ihtimal.

Özledim de seni, küçük bir bilgi.

O bana konuşabileceği en sert şekilde konuşmamış gibi.

Ben her gün gözümün içine değene kadar ağlamıyormuşum gibi.

Hâlâ bir yerlerde kendimi korumaya çalışmam da çok anlaşılırdı aslında.

İnsan olmak.

Karşındaki için yanarken selam yazmak.

Şöyle bir yazı yazdım ona,

Hem çok özleyip hem de çok arzuluyorum seni.

Yaşadığın olumsuzluktan sonra sadece güzel şeyler olsun isterdim.

Ama aramızdaki yükseklik bak nasıl oldu şimdi.

İlk karşılaşmamızdan sonra mahvolduk diye konuşuyorduk.

Neden olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.

Aklımdan, kalbimden, ruhumdan çıkmamanın sebebi nedir bir bilsem.

Bilsem çözeceğim zaten.

Ama yok her geçen gün artıyor.

Neredeyim bilmiyorum.

Ne yapıyorum bilmiyorum.

Biz birbirimizi anlıyorduk ve bu inanılmaz haz veriyordu.

Her gün sarıldığımızda hissettiğim sıcaklığı nasıl hissediyorum ki ben?

Bu nasıl mümkün?

Her şey canlı. 

Tüm hisler canlı.

Varlığın burada benimle, benim varlığım burada seninle.

Her şey taptaze ve her geçen gün de artarak çoğalıyor tüm bu hisler.

Kalbimin yaşadıklarını, bana hissettirdiklerini bir bilsen.

Bilsen neyle savaşıyorum her gün.

Bugün de olacak mı dediğim her gün doz yukarı çıkıyor.

Hisler yukarı.

Varlığın yukarı doğru.

Konuşmasak bile ruhlarımız iletişimdeymiş gibi hissediyorum.

Hayatımda ilk kez yaşadığım bu hisleri ancak sen bu dünyada somut hâle getirebilirsin.

Aklımdaki sesler sadece seninle susabilir.

Kalbim yerinden çıktı çıkacak.

Yumuşat kalbini ve gel.

Seni seviyorum.

Bu yazıyı ona göndermedim.

Ama yine de onu kazanabilmek için en uç sınırlarıma dokunuyordum.

Tekrar yıkılmayı göze alıp mesaj göndermiştim.

Aslında belki de yıkılmayacaktım.

Yıkılabilecek herhangi bir yer kalmış mıydı?

Emin değilim.

Bu tatlı bir mesaja cevap verirdi ama değil mi?

O kadar heyecanlıydım ki dayanamayıp bir yakınıma anlattım.

Telepatik olarak konuşuyoruz gibi hissediyorum.

Korktuğu için gelemiyor.

Bu yüzden ben tekrar mesaj gönderdim.

İnanıyorum.

Yakında buluşacağız, dedim.

Korkulu gözlerle bana bakıyordu.

Bak.

Eğer ki bir ay daha böyle devam edecek olursan, seni doktora götürüyoruz.

Hadi tamam.

Hissediyorsun diyelim.

Konuşuyorsun diyelim.

Ama bunun bir süresi olmalı değil mi?

Şunu bil.

Bir insan birini gerçekten sevdiyse, onunla konuşmadan duramaz.

Ne yaptığını merak eder.

Belki de sen kafanda büyütüyorsun bazı şeyleri, dedi.

Kalbim.

Artık emindim.

Kalbim bu savaşta yapayalnızdı.

Ve belki de ben son mermimi kullanmıştım.

Merminin yönünün ise hiçbir önemi yoktu…

23