İlk Karşılaşma – İkiz Alev · Tutkuyla Yeniden Doğuş

Tüm insan ilişkilerimde, karşımdaki insanla uyuşup uyuşamayacağımı ilk on saniyede anlayabildiğimi düşünürdüm.

Bunun yanında, kendimi bildim bileli de kimsenin yanında tam anlamıyla rahat edemezdim.

Sanki aradığım şey bambaşkaydı.

Kendim gibi biri.

Ama o hissi bir türlü yakalayamıyordum.

İnsanların jest mimiklerini, duygularını çok hızlı okuyabiliyordum.

Bu yüzden iletişim kurmak benim için çok zor oluyordu.

Bu zorluğa rağmen, yanında gerçekten iyi hissedebileceğim birini arıyordum.

Onunla mesajlaşmaya başladığımız andan itibaren, bitmek bilmeyen sohbetlerimiz başladı.

O anlattıkça ben anladım, ben anlattıkça o anladı.

Kendim gibi birini arıyorum, dedim ona.

O da bugüne kadar kendine benzeyen birini bulamadığını, bu farklılığa da zamanla uyum sağlamayı öğrendiğini söylüyordu.

Acaba o olabilir mi? diyordum.

Aradığım kişi o olabilir miydi?

İlk kez biriyle konuşurken anlaşıldığımı hissetmiştim.

Hatta öyle ki anlaşılmak bir yana, benim bile kendimle ilgili fark etmediğim güzel detayları söyleyip beni şaşırtıyordu.

Bir insan hayatı boyunca anlaşılmadığını hissederek geçirmişse, bu bahsettiğim inanması zor bir mucize gibi gelir.

Bir ay kadar konuştuktan sonra buluşmaya karar verdik.

Onunla ilk karşılaştığımız anda Evet, dedim. Aradığım bu.

Öyle bir histi ki o an üzerine atlamak istedim.

Yıllardır içimde taşıdığım anksiyete, huzursuzluk. Kimseye ve hiçbir yere ait olamama hissi.

Bir anda yok oldu.

Selamlaşmak için sarıldık ve ben tamamdım artık.

Kaos, endişe… bitti.

İlk kez birinin yanında yabancı hissetmedim.

Ve ilk kez birinin ruhuma dokunduğuna şahit oldum.

İlk görüşte aşk mıydı?

Bilmiyordum.

Bir isim vermek, bir yere sığdırmak mümkün değildi.

Kendini çok konuşkan, enerjik biri olarak anlatmıştı.

Ama ilk karşılaştığımız andan itibaren donuk ve sessizdi.

Ne mimik vardı ne jest.

Kendini saklıyor gibiydi.

Bu da bende hemen bir endişe yarattı.

Acaba mutlu değil miydi?

Gitmek mi istiyordu?

Dayanamadım sordum, Mutsuz musun? İstersen gidebiliriz.

Hayır, dedi. Nefesim kesildi. Bu kadar etkilenmeyi beklemiyordum.

Söyleyecek hiçbir şey bulamamıştım.

Coşku, endişe… her şey birbirine karışmıştı.

En son lisedeyken böyle bir şey hissetmiştim. Bu yaşımda da mümkün olacağını tahmin edemezdim. Sarıl anlamak istersen, dedi.

Hemen sarıldım.

Alev gibi yanıyordu.

Bu kadar güzel bir sıcaklık, böyle bir enerji olamazdı.

Mükemmel bir uyum.

Mükemmel bir enerji.

Nasıl mümkün olabilirdi?

Bir sarılma nasıl bu kadar güzel olabilirdi?

O kadar yüksek, o kadar gerçekti ki.

Ama dışarıdan bakınca hâlâ sessiz ve mimiksizdi.

İyi misin? Burada olmaktan mutlu musun? deme ihtiyacı duyuyordum.

Bazen hislerim çok yoğun olduğunda o kadar kendime odaklanıyorum ki karşımdakinin ne hissettiğini düşünemiyorum, dedi. Galiba bunu ilk defa birine böyle anlatıyorum.

Deniz kenarındaki kaldırımda, karşılıklı bağdaş kurup oturduk.

Beş saat.

Zaman nasıl geçti, ne konuştuk.

Hiçbir şey bilmiyordum.

Tek bildiğim, onu bulduğum ve ona susamış olduğumdu.

Var oluşuyla, enerjisiyle, sesiyle, vücuduyla, kelimeleriyle…

Her şeyiyle bana uygundu.

Hem de tamamen.

Anlaşılmak, anlamak, daha çok anlamak istemek.

Öpmek, sevmek istemek.

Ve buna asla doyamayacağını hissetmek.

Belki de hissettiğim mutluluk ve hüznün sebebi buydu.

Hislerimin, isteklerimin hiçbir sonu, hiçbir sınırı yoktu.

1