30.Yaş Kutlaması – İkiz Alev · Tutkuyla Yeniden Doğuş

O, ölümden döndüğü kazadan yaklaşık iki hafta sonra benimle tanışmıştı.

Ben de onunla tanıştıktan iki hafta sonra otuzuncu yaşıma giriyordum.

Henüz yüz yüze görüşmemiştik.

Doğum günümde Bence bundan sonra her şey çok güzel olacak senin için. Otuz yaşına giriyorsun. Artık ne isteyip ne istemediğini bildiğin, sadece kendin için yaşadığın günler başlıyor. Ben de sana eşlik ediyorum. Mutluyum, yazmıştı.

Terasta içimi ısıtan güneşin altında dans ediyor, bir yandan viskimi içiyordum.

İçim kıpır kıpırdı.

Otuz yaşına girmek bana seksi hissettiriyordu.

Beni heyecanlandıran bir flörtüm vardı.

Hayat… diyordum. Şu anda tam da olması gerektiği gibi.

Çok mutluydum. Birkaç fotoğrafımı çekip ona gönderdim.

Bugün benim doğum günüm galiba. Fotoğrafını görünce aklım başımdan gidiyor, yazdı.

Otuzuncu yaşımdan neler beklediğimi sorduğunda Kendime, dünyaya daha faydalı olmak, demiştim.

Yeğeniyle benim doğum günüm aynı gündü.

O da doğum günü için kardeşinin yaşadığı, kendisinin de doğup büyüdüğü şehre gitmişti.

Akşam olduğunda ben dışarıda otuzuncu yaşımı kutluyordum. O da arkadaşlarıyla içiyordu.

İlerleyen saatlerde attığı mesajda, ekran boyunca uzayan kocaman bir boşluk ve en aşağıda sadece birkaç sayı ve harf vardı.

Bunu nasıl başardı? diye düşünüp gülmüştüm.

Ertesi sabah Dün gece gerçekten o sarhoşlukla bile yazmak için büyük bir çaba sarf etmişim. Bu çabaya şaşırdım. Çünkü normalde iki kadehten sonra telefonu bırakırım, yazmıştı.

Çok tatlısın, demiştim.

Fakat doğum günümden iki hafta sonra, kendimi öyle bir gerçekliğin içinde bulmuştum ki ne yapsam içinden çıkamıyordum.

Mesajlarıma, özürlerime hiçbir şekilde cevap vermiyordu.

En sonunda dayanamayıp Kendimi durduramıyorum. Bu yüzden numaranı siliyorum. Seni rahatsız etmek istemiyorum daha fazla. Kendine iyi bak, yazdım.

Bu, son kozumu oynamak mıydı yoksa gerçekten kendimi durdurmak için miydi?

Bir önemi yoktu.

Cevap vermedi.

O, ertesi gün ülkeye geri döndü.

Gerçekten de telefonunu her yerden silmiştim. Ama galeriden ‘fotoğraf gönder’ kısmına tıklayınca, numarasının hâlâ görünebileceğini hatırladım.

Kendimi kendimden koruyamıyordum.

Tek yapmam gerekenin ona ulaşmak olduğunu düşünüyordum.

Numarasını da bulduğuma göre artık arayabilirdim.

Arıyorum.

Mesaj gönderiyorum.

Cevap yok.

Ona bir şekilde ulaşıp onu ikna etmeliydim.

Bana doğru gelen tek şey buydu.

Bir insan sadece bir hatadan dolayı birini silemezdi ki.

Ayrıca bana mesaj göndermeyip beni tetikleyen oydu.

Nasıl işleri böyle kendi aleyhime çevirdim? ‘Senin mesajını görünce midem ters dönüyor’ diyen birini nasıl bu hâle getirdim? diyordum.

Olamazdı. Olmamalıydı.

Gözlerimle görmüştüm.

Ona minik bir dokunuşumda bile sanki tüyleri ürperiyordu.

Bu kadar etkilenmişken bırakamazdı beni. Affedecekti.

Telefonum çaldı.

Arkadaşım, arabasının polislerin durduğu noktada kaldığını anlatıyordu.

Ehliyeti olmadığı için de benim gidip arabayı kullanmamı istemişti.

Kafam allak bullaktı.

Bir süreliğine de olsa telefonu bırakmış olurum diye düşünerek gittim.

Arkadaşımla ayrıldıktan hemen sonra onu aradım.

Açtı.

Heyecandan ölecek gibi oldum.

Bütün gün arayıp mesaj atmıştım. Cevap vermemişti.

Evet.

Her şeyi halletmemize çok az kalmıştı.

Normalde tatlı, sevecen konuşan o insandan eser yoktu. Telefonu buz gibi bir sesle açtı.

Nasılsın öncelikle? çocuksu bir heyecanla konuşuyordum.

— İyiyim. Sürekli arıyorsun. Rahatsız oluyorum. Bu yüzden açtım telefonu. Güzel şeyler yaşadık. Engellemek istemiyorum.

— Bir konuşsak, anlatsam kendimi. Tam arkadaşıma yardım ettim…

Eee? diye araya girdi sert bir ifadeyle. Ne anlatıyorsun sen? der gibi bir tavırla.

— Sen telefona cevap verdiğin için, bu bir işaret diye düşündüm…

Tam devam ediyordum ki sözümü kesti,

“Ben bunları dinlemek istemiyorum ya. Gerçekten istemiyorum. Ayrıca bir şeye inanmak da istemiyorum. Benim de bir sınırım varsa o da budur.

Bak, ‘konuşmak istemiyorum’ deyip yazdın. ‘Numaranı siliyorum’ dedin. Adım gibi biliyordum ki tekrar yazacaksın. Haklı çıktım. Yine yazdın.

Sen otur Ortada hiçbir şey yokken neden bunu yaptım? diye bir düşün bence.

Çaban için teşekkürler. Tamam? Bir daha ararsan engellerim.”

Sesim, nefesim… kaybolmuştum.

Bu kadar sert bir tepki, bu kadar acımasız bir konuşma beklemiyordum.

Bana neden böyle davranıyordu ki?

Bir şey diyemedim.

O da telefonu kapattı.

Tüm vücudum ateş almıştı.

Tek bir hatamla silinmiştim.

Ayakta duramıyordum.

Kaldırıma oturdum.

İlk önce gökyüzüne, karanlığa, sonra da telefona baktım.

Engellerse engellesin, dedim.

Arama tuşuna bastım.

10