Yıllardır hep bir eksiklik hissediyordum içimde.
Bu yüzden de arıyordum.
Eksikliğini hissettiğim şeyin ne olduğunu bilmesem bile arıyordum.
Kapatmak için.
Bu bir insan olabilirdi.
Bir yer olabilirdi.
Bir şey ‘yapmak’ olabilirdi.
Sahip olmak olabilirdi.
Bunlardan birinin çözüm olacağına inanıyordum.
Onunla ilk karşılaştığım an içimde, kalbimde adeta bir şölen başladı.
Onu sevmek için geçerli bir nedenim yoktu.
Daha on saniye bile geçmemişti.
Ama o kadar içim gitti ki ona.
Kendini dünyaya, herkese yabancı hisseden biriyken, tam o anda dünyanın merkezinde var olmuştuk onunla.
İnsanlara karşı kendimi koruma ihtiyacı hissediyordum.
Kalbimi, hislerimi, bedenimi.
Ama onunla ilk karşılaşmamızda, kendimi korumak bir kenara…
İlk sarıldığımız o an, varlığım onun varlığıyla mühürlendi sanki.
Şimdi tam bu anda, sarıldığım bu tatlı insanın yanında çok iyi hissediyorum. Tam hissediyorum. Artık bitti. Bak yıllardır aradığın buymuş işte. Artık o boşluk hissi yok. Ben bu harika varlıkla tamamlandım, diyordum.
Fakat yaşadığım o mutluluk sadece dört gün sürmüştü.
İki kez art arda yüz yüze görüştük.
Son görüşmemizden iki gün sonra da her şey bitti.
Bu kadar kısa mı sürecekti gerçekten?
Otuz yaşıma yeni girmiştim.
İlk kez böyle bir şey hissediyordum.
Bu harikulade hissi yaşama sürem dört gün müydü?
Bu kadar kısa sürecekse niye gelmişti ki?
Üstelik sadece ben suçluymuşum gibi cezalandırılıyordum.
Kendime şefkatli davranacağıma daha yeni karar vermiştim.
Ama bu, onu geri istemeyeceğim anlamına gelmiyordu değil mi?
Telefonda bana çok sert konuşmuştu, engellemişti.
Kızamıyordum.
Sadece onun sıcaklığını tekrar hissetmek istiyordum.
Ona bir mesaj gönderdim, Selam. Telefonda anlatmama izin vermediğin için buradan yazmak istiyorum. Sana doğum hikâyemden bahsetmiştim. İlgisizlik hissettiğimde tetikleniyorum. Bunu fark ettiğim, iyileştirmeye çalıştığım bir dönemde de seninle tanıştım.
Ama o kadar yoğun şeyler hissedince sana her şey karıştı. Bu arada telefonda kızdığında bile o kadar tatlı oluyorsun ki. Etkilenmiş bile olabilirim, kusura bakma. Umarım sana aldığım hediyeyi saklarsın. Her şey için teşekkür ederim.
Daha ne kadar savunmasız ve çıplak olabilirdim?
Yalvarıyorum, lütfen dön. Sensiz olmak istemiyorum. Seni bulmuşken kaybedemem. Bana hissettirdiğin şeyin bu dünyada tarifi yok, mu demeliydim?
Hayır. Bu değildi.
Onu geri kazanmaya çalışırken, tutabildiğim kadar kuyruğumu dik tutmaya çalışıyordum.
O, bu mesaja da cevap vermedi.
İki gün sonra arkadaşımın evine gittim, köpeğine bakmak için. Burası onunla ilk mesajlaşmalarımızın başladığı yerdi.
Ona köpekle çektiğim videolar göndermiştim. Çok sevgi dolusun. Ve senin sevgi dilin öpmek. Sürekli öpüyorsun köpeği, demişti.
Şimdi yine aynı evde, arkadaşımın köpeğiyle koyun koyuna yatıyorduk.
Yumuşar mı sence kalbi, ne diyorsun? diye sorup dertleşiyordum onunla. Masum gözleriyle bakıyordu sadece.
Sonra bir an onu aramak istedim.
Evet!
Telefon çalıyordu.
Çaldı, çaldı, çaldı…
Cevap yok.
Ama engeli kaldırmıştı.
Biliyordum.
O da beni istiyordu.
Gülmeye başladım.
Tamam. Şimdi derin bir nefes alabilirim, dedim.
Yeniden başlıyoruz.