Güçlü Eller – İkiz Alev · Tutkuyla Yeniden Doğuş

Akşam beni almaya geldi. Arabaya bindiğimde ilk karşılaşmamıza göre daha rahat olduğunu fark ettim.

Anlatıyordu, Akşama kadar gözüm telefondaydı. Hiçbir şey söylemedin dönüp dönmeyeceğinle ilgili. En sonunda dayanamayıp ben sordum.

Ben de İşin vardır diye düşündüm, dedim.

Sorabilirdin, dedi.

Haklıydı. İkinci buluşma teklifinin ondan gelmesini beklemiştim.

Onunla tekrar görüşmeyi çok istiyordum. Dönüp dönmemeye de karar verememiştim. Bu kafayla nasıl araba kullanacağım? diyordum. Belki görüşürüz diye de umutlanıyordum bir yandan.

Akşama kadar yoğun bir iş günü geçirdiğini, ertesi gün tatile gideceği için biraz alışveriş yapıp benim yanıma geldiğini anlatıyordu.

Uçak saatim sabah dört buçukmuş ve ben bunu bir saat önce öğrendim. Valizim hazır değil. Hâlâ on sekiz yaşında gibi yaşamaya çalışırsam olacağı bu. Ama hiç önemli değil. Bütün gün bu koşuşturmacada tüm motivasyonum sendin, dedi.

Arabaya bindiğim andan itibaren kalbimin sesini duymaktan konuşamıyordum. Bu sefer ben tüm kelimeleri unutmuştum.

Onun varlığı bana daha önce hiç hissetmediğim bir şey hissettiriyordu. Ve kalbim buna dayanabilir miydi bilmiyordum.

Bir yandan da el ele tutuşuyorduk. Ellerinin terlediğini fark ettim.

Bir insan neden birinin ellerinin terlemesinden mutlu olurdu ki? Hissettiğim en güzel ıslaklıktı.

İlk güne göre sımsıkı tutmuştum ellerini. O da bunu fark etmişti zaten. Sıkı sıkı tutuyorsun ellerimi bugün. Ellerin… çok güçlüler, dedi. Sesinde mutluluk vardı.

Arabadan inip yürümeye başladık.Yürümek mi istersin yoksa bir yerlerde oturup bir şeyler içmek mi? dedi.

Bir yandan saatine bakıyordu. Bir yandan telefonu çalıyordu. İlk güne göre enerjisi dağınıktı. Bu hâlini fark edince biraz yürümek, belki yine deniz kenarında oturmak en doğrusu gibi gelmişti.

Özgürce, istediği kadar bana bakıyor, gözlerini ayırmıyordu. Utanıyordum. Hiçbir şey söylemeden öylece izliyordu beni.

Dün gece beni öpmek istediğinde kendimi çektim ama bu seni arzulamadığım anlamına gelmiyor. Bunu bilmeni istiyorum çünkü seni çok arzuluyorum. Fiziksel yakınlık kurmak için biraz zamana ihtiyacım var. Bu sabrı gösterir misin bilmiyorum, dedim.

Sabrederim, sıkıntı yok. Ben de zaten hızlı yaşamıyorum. Ama bir öpücük alabilirim diye düşünmüştüm, dedi.

Yaklaşık bir saat geçtikten sonra Yavaştan kalkalım mı? diye sordu.

Şok olmuştum.

Evet anlıyordum.

Saat on bir olmuştu.

Onun uçağı sabah dört buçuktaydı.

Havalimanına bir buçuk saat uzaklıktaydık.

Valizi hazır değildi.

Eve git, hazırlan.

Yola çık.

Pasaport kontrolü.

Ama ben onunla buluşana kadar bunu bilmiyordum.

Bana bunu neden söylememişti?

Seni bıraksam… diyor, bir yandan da saatine bakıyordu.

Sen beni bırakma. Bence sen git ve hazırlan, dedim.

Emin misin? Bırakıyım lütfen, gibi kibarlık olsun diye bir şeyler söylüyordu. Gerçekteyse zamanla yarışıyordu. Bizim görüşmemiz ekstrem bir durumdu.

Gitti.

Deniz kenarında oturdum kaldım.

Sonra onu aradım.

Neden görüşme vaktimizin kısıtlı olduğunu söylemediğini sordum.

Çok haklısın. Özür dilerim. Seni görmek için o kadar heyecanlandım ki başka bir şey düşünemedim. Çok özür dilerim. Eve geçince lütfen haber ver.

Bir süre denizi izleyip ne yaşadığımızı anlamaya çalıştım.

Sonra taksiye binip eve geçtim.

Arkadaşım neden erken geldiğimi sorduğunda anlattım. O kadar yoğun iş temposunda, tatil hazırlığı, uçak saati gibi kaosun içinde seni görmek için çabalamış. Bence bu çok güzel. Artık kimse kimse için böyle şeyler yapmıyor, dedi.

Açıkçası, arkadaşımın bakış açısı beni yumuşatmıştı. Sonrasında onun mesaj atmasıyla aramızda şöyle bir konuşma geçti,

— Eve geçtin mi? Her şeyi mahvetmiş gibi hissediyorum.

— Her şey mahvoldu mu?

— Bilmiyorum. Sesin kötü geliyordu. Çok güzel giden bir şeyi berbat etmişim gibi hissediyorum. Biraz abartıyor da olabilirim.

— Seninle daha fazla vakit geçiririm diye heyecanlanmıştım. Bana bunu söylemen gerekirdi. Ona göre planımı yapardım. Ama yine de beni görmek için çabalaman çok tatlı.

— Çok haklısın. Özür dilerim. Gerçekten seni çok görmek istiyordum, o yüzden. Bir daha böyle bir iletişimsizlik yaşatmayacağım. Söz veriyorum.

— Tamam, şimdi git hazırlan. Seninle küsmek istemiyorum. Çok kötü hissettiriyor. Küsmeyelim hiç.

— Evet. Çok kötü hissettiriyor. Ben de istemiyorum.

O taksiye binip havalimanına doğru yola çıktı.

Ben de içim buruk bir şekilde uykuya daldım.

6